Resilience-Dayanıklılık, Esneklik, Çabuk İyileşme Özelliği

Resilience’a İlişkin Tanımlar

“Olumsuz duygular yaratacak hadiselerde/durumlarda kendini toparlayabilme gücü”

“Tökezledikten ya da düştükten sonra kalkıp yoluna devam etme becerisi”

“Kötü tecrübe ve yenilgiler sonrasında duruma intibak etme, ileri doğru hareket etme ve bazen de büyüyebilme becerisi”

“Psikolojik, ruhsal ve sosyal kaynaklarımızı zorluklarla başa çıkmak için sıraya koymak ve kimi zaman daha güçlü , akıllı ve kapasiteli bir insan olarak yola devam etmek.”

Resilience kişinin duygusal ve psikolojik özyapısındaki tüm pozitif özelliklerin payandası olan temel güçtür. Resilince’ın azalması bütün işlevi bozar. Resilinece olmadan cesaret, akılcılık, içgörü olmaz. Hepsi bu anakaya üzerine inşaa edilir

Resilience genetik, kişisel hikaye, çevre ve durumsal bağlamın bir kombinasyonudur. İşin genetik kısmı oldukça küçüktür. Resilience öğrenilebilen bir beceriler bütünüdür. Bu becerilerin bir kısmının oluşumu insanın başına gelen ve yönetilebilecek büyüklükte olan zorluklara maruz kalmanın sonucu oluşur. Zorluklarla nasıl başa çıktığımız resilience’a ilişkin alet çantamızda neler olduğuna bağlıdır. Örneğin içinde uyuşturucu, alkol, kumar, aşırı yeme varsa hiçbir işe yaramaz. 

Resilience sabit bir özellik değildir. Yaşamın bir alanında resilience’ınız yüksek, diğer bir alanında düşük olabilir.

Yaparsın, edersin gibi sloganvari söylemler resilience’ı arttırmaz. Kendine saygı, hayatta bir şeyleri iyi yapma ile elde edilir (zorluklarla baş etme, mücadele ve işin peşini bırakmama). İyi bir şeyler yaptığımızda kendimizi iyi hissederiz. Sorunları ufak ufak çözmeye başladıkça kendi kendine yeterlilik  doğal olarak artar. Kendi kendine yeterliliği oluşturmak kendine saygıyı pompalamaktan daha zordur. 

Resilience’ı arttıran faktörler

  1. Duyguları regüle etmek
  2. Dürtü kontrolü
  3. İyimserlik
  4. Etken/Nedensel Analiz
  5. Empati
  6. Öz yeterlilik
  7. Hedefe uzanma/iletişime geçme

1.Duyguları Regüle Etme

Başımıza gelen olumsuz hadiselere düşük resilience ile karşılık verdiğimizde kimliğimizin kaybeden, sevilmeyen, istenmeyen, beceriksiz, korumasız, incinebilir tarafları hüküm sürüyor. Negatif duyguların yoğun olduğu durumlarda  kimliğinin kazanan, sevilen, değer verilen, güçlü, dinamik yönleri göz ardı ediliyor. Bu bağlamda duyguları yönetmek çok önemli. Resilient’ı yüksek insanlar duygu, odaklanma ve davranışları üzerinde kontrol sahibi oluyorlar. Samimi ilişkiler kurabilmek, iş hayatında başarı elde etmek ve fiziksel sağlığı koruyabilmek için oto kontrol çok önemlidir. Muhakkak ki her duygunun illa da kontrol edilmesi gerekmiyor. Öfke, üzüntü, endişe ve suçluluk duygusunun her koşulda minimize edilmesi, yönetilmesi ya da bastırılması gerekmiyor. Tam tersine olumlu ya da olumsuz olsun duyguların ifade edilmesi sağlıklı ve yapıcı bir durum. Duyguların düzgün bir şekilde dışavurumu resilience için gerekli bir özellik. Bu çerçevede duygusal kıvraklık çok önemli. Duygusal kıvraklık, olumsuz da olsa  her türlü duygunun farkına varıp kabullenmek anlamına geliyor. Aynı zamanda, şartlanmış bilişsel ve duygusal tepkilerin ötesine geçerek anı mevcut şartların farkına vararak yaşamak ve  en derinde yatan değerleriniz doğrultusunda davranarak uygun tepkiler vermek anlamını da taşıyor.

Duygusal kıvraklığa sahip kişiler diğer insanlarla aynı duyguları hissediyorlar ama neler olabileceğine dair olumsuz fantaziler/imgelemeler yapmak yerine gerçek duruma ilişkin harekete geçiyorlar. Farkındalıkları yüksek oluyor. Anı yaşadıkları için geçmiş ya da gelecek üzerine düşünüp durmuyorlar. Duygusal kıvraklığı yakaladığımızda olumsuz duyguları yaşamakla birlikte daha az üzülür, olaya ilişkin kafamızda fantaziler yaratmak yerine gerçekliğe (aslında ne olduğuna) odaklanır ve buna daha hızlı tepki veririz. Geçmişte ya da gelecekte yaşamak yerine anda daha fazla kalabiliriz. Büyük resmi daha fazla görür, olumsuzluğun içinde olumlu olanları da fark ederiz. 

Pozitif duygular ve resilience arasında ciddi bir bağ vardır. Zor zamanlarda (kötü tecrübe, yenilgi, olumsuz duygular yaratacak hadiseler) insanlar olaylara çoğunlukla tek bir noktadan bakıyor, mevcut düşünce yapılarına sıkı sıkıya sarılıyorlar. Farklı stratejiler belirleme, yeni yollar bulma kapasiteleri çok düşük oluyor. Bu tip durumlarda pozitif duygular oluşturması, kişinin kendi kaynağına ulaşması çok önemli

Pozitif duygular arttığında insanın becerikliliği artar; yeni davranış biçimleri, yeni bakış açıları, yeni yaklaşımlar ortaya çıkar. Daha esnek bir zihniyete/düşünme yapısına sahip oluruz. Resilience’ı düşük ve resilience’ı yüksek insanlar arasında deneyimlenen pozitif duygular açısından büyük fark vardır. Resilience’ı yüksek kişi negatif duyguları daha az hissediyor diye bir şey yok. Sadece hayata baktığında daha fazla pozitiflik görüyor. Negatif bir hadise yaşasalar bile içindeki pozitif kısmı da görebiliyorlar. Oysa resilience’ı düşük insanlar sadece olumsuzlukları hissediyor. 

2.Dürtü Kontrolü

Hedonistik arzuların rasyonel aklı geçmesi bir çok soruna yol açar. Bu kimi zaman aşırı yeme, aşırı alkol alma gibi konuları kapsasa da farklı davranışlar olarak da karşımıza çıkar. Yeni bir projeye ilişkin müthiş bir heyecan duymak, kendini ön plana atmak, bir süre sonra da tüm ilgi ve arzunu kaybedip geri çekilmek, bu yaklaşıma ilişkin farklı bir  örneği teşkil eder. Duyguları regüle etme ile dürtü kontrolü birbiriyle yakından alakalıdır. Bunun inanç sistemiyle de ilgisi bulunmaktadır. Eğer dürtü kontrolünüz zayıfsa ilk dürtüsel inancınıza sarılıp ona göre bir tepki vereceksiniz.  Bu bağlamda tetikleyici inanış sisteminin farkına varmak çok önemli

Tetikleyici İnanışSonuç
Hakkımın çiğnenmesi Öfke (kızgınlık, asabiyet, hırçınlık, hakaret, hiddet, gazap)
Öz saygı yitimiÜzüntü, depresyon(keder, bunalım, hüzün)
Başkasının hakkını çiğnemekSuçluluk
Geleceğe ilişkin tehditEndişe, korku
Başkaları ile olumsuz mukayeseUtanma, Mahcubiyet

Duygu durumunuzda ani bir değişiklik hissettiğinizde kendinize şu soruyu sorun: “Bu şekilde hissetmeme yol açacak ne dedim kendime?”

3.İyimserlik

Resilience’ı yüksek insanlar iyimser oluyorlar. Durumların iyiye gideceği inançları var. Geleceğe dair umut besliyorlar ve de hayatlarının gidişatını değiştirebileceklerine inanıyorlar. Kötümser insanlara göre sağlık durumları daha iyi, depresyona daha az yakalanıyorlar, okulda daha başarılılar, iş yerinde daha üretkenler ve sporda daha iyi sonuçlar elde ediyorlar. 

İyimserliğin gerçekçi bir çerçevede olması ayrı bir öneme sahip. Yersiz iyimserlik tehlikeleri görmemize engel olur ve bizi yanlış tutumlara sürükler. 

Gerçekçi iyimserlik, gerçeği göz ardı etmeden pozitif  bakış açısına sahip olmak, olaylara, içinde barındırdıkları olumsuzlukları göz ardı etmeden olumlu bir şekilde bakmak demektir. Gerçekçi iyimserlik, otomatikman iyi şeylere ulaşılacağını farz etmek değildir. Gerçekçi iyimserlik,  iyi şeylerin olabileceğine ve bunun peşinden koşmaya değeceğine dair inanç beslemek ancak bunun gerçekleşebilmesi için çaba, sorun çözme ve planlamanın da gerekli olduğunu bilmek demektir.  

4.Nedensel Analiz

Nedensel Analiz becerisi yüksek kişiler karşılaştığı problemlerinin sebeplerini analiz etmede daha başarılı oluyorlar.  Eğer bu beceriye sahip değilsek aynı hataları defalarca yapabiliriz. M.Saligman “açıklayıcı tarz” diye bir kavram ortaya atmıştır. Başımıza gelen iyi ve kötü hadiseleri açıklamada alışkın olduğumuz bir yöntem vardır. Her insanın “açıklayıcı tarzı” üç boyut üzerinde şekillenir: Kişisel (ben-ben değil), Sürekli (her zaman-her zaman değil), Yaygın (her şey-her şey değil). 

Sorunlarının sebeplerine “her zaman” ve “her şey” penceresinden bakan kişiler içinde bulundukları durumu değiştirecek güç ve motivasyonu bulamazlar. Kendilerini çaresiz ve ümitsiz hissederler. “Her zaman değil” ve “her şey değil” çerçevesinden bakan insanlar ise daha çözüm odaklı olup değişim gücünü kendilerinde hissederler. Ancak, resilience’ı en yüksek insanlar bilişsel esnekliğe sahip olup tek bir “açıklayıcı tarz”a bağlı kalmadan duruma göre tüm “açıklayıcı tarzları” yerinde kullanabiliyorlar. Kalıcı ve yaygın sebepleri göz ardı etmemekle birlikte refleksif bir biçimde diğer insanları suçlayarak kendi öz saygılarını koruma veya kendilerini suçluluk duygusundan muaf tutmaya çalışmıyorlar. Ayrıca kendi kontrolleri dışındaki hadiseler için boşa kaynak harcamıyorlar. Becerilerini, kontrol edebilecekleri faktörler üzerinde kullanıyorlar. 

İçimizdeki güce/kaynaklarımıza ulaşmamızın önündeki en büyük engellerden biri de düşünme biçimimiz (bilişsel tarz)

Düşünce Tuzakları

  • Yeterince düşünmeden hemen bir sonuca varmak
  • Dar bakış açısı
  • Aşırı abartmak ya da küçümsemek
  • Kişiselleştirmek
  • Dışsallaştırmak
  • Aşırı genelleştirme
  • Zihin okuma
  • Duygusal muhakeme (kendi duyguları üzerinden çıkarım yapmak)

5.Empati Kurma

Yüz ifadesi, ses tonu vb ipuçlarını da gözlemleyerek karşısındakinin ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlama becerisi çok önemli. 

6.Öz Yeterlilik

Öz yeterlilik, dünyada etkin olduğumuza dair bir algıdır. Karşılaştığımız problemleri çözeceğimize ve başarılı olacağımıza inancımızın bir göstergesidir. İyimserlik geleceğimizi parlak görmek anlamına da geliyor.  Araştırmalar iyimserlik ile öz yeterliliğin çok ilintili olduğunu gösteriyor. İyimser insanlarda sorunlarını çözme yetisine sahip olduğuna dair inanç daha fazla.

7.Hedefe uzanma/İletişime geçme

Resilience sadece zorluklarla baş etmek ve tekrar ayağa kalkmak ile ilgili değildir. Resilience hayatımızı olumlu yönde  büyütmemizi de sağlar. İnsanlar başkalarının önünde başarısızlığa düşmek ve alay konusu olmaktansa ortalama insan olmak pahasına kendi kabuğu içinde kalmayı tercih edebilirler. Aksiyon almaktan kaynaklanan başarısızlık, harekete geçmemekten dolayı uğranılan başarısızlıktan daha kötü olabilir oysa. Kendi kendini sabote eden insanlar bilinç altından kendilerine sınır koyarlar. “Eğer hiç denemez ve dolayısıyla muvaffak olmaz isem kendime her zaman şunu diyebilirim: Yeteri kadar iyi olmadığım için değil, gerçekten uğraşmadığım için başarı elde etmedim” Bu tarz düşünen insanlar başarıya ulaşmayan teşebbüslerinin çok kötü sonuçlar doğuracağını zannederler. 

Bütün bunların dışında resilience’ı yüksek insanlar aşağıdaki özelliklere de sahipler:
  • Ahlaki bir pusulaları var. Vicdanlılar. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair içsel bir pusulaları var ve bu karar vermelerinde etkili oluyor
  • Kendilerinden daha büyük olan bir şeye inançları var. Dinsel veya spiritüel bakış açıları var.
  • Yaşamlarında bir misyon, anlam, amaç var
  • Sosyal destek sistemleri var. Kendileri de başkalarını destekliyorlar
  • Hedeflerinin peşinden giderken belirsizliği, stresi ve konforsuzluğu tolere ediyorlar

Kaynaklar: 

2 Comments

  1. Mehmet Eyyüp GÜLPINAR dedi ki:

    Sonuna kadar okudum. Elinize sağlık çok güzel bir çalışma olmuş. İfadelerin bir kısmı beni iyi yönde, bir kısmı da beni olumsuz yönde tarif ediyor. Olumsuz yönümü bu bilgilerle olumlu yöne çevirmek için çaba göstereceğim.

    • sevokoc dedi ki:

      Mehmet Bey, insanın kendi yapabilirlikleri ile ilgili olarak olumlu yönde çaba göstermesi çok saygı duyulacak bir konu. Pozitif yaklaşımınız için kutluyorum sizi.Çok selam ve sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir