Duygu Tohumları

Her şey, kendisi için öngörülmüş bir süre içte taşınmalı, sonra dünyaya getirilmelidir. Her izleminin ve duygu tohumunun tümüyle içte, karanlıkta, o dile getirilemezde, o bilinçdışında, insan usuyla ulaşılamazda gelişmesini sağlayıp derin bir alçakgönüllülük ve sabırla yeni bir açıklık ve kavrayışın doğacağı saati beklemek: İşte gerek anlamda ve gerek yaratmada sanatçı gibi yaşamak buna derler ancak.

Rilke-Genç Bir Şaire Mektuplar

Bir ayı aşkındır denizlerdeyiz. Günler sakin ve huzurlu geçiyor. Artık usu bir kenara koyup kendimi bilinçdışının dile getirilmezine bırakma zamanı geldi. Rilke’nin içimizde özenle saklamamızı önerdiği duygu tohumlarını geceleri gök yüzüne gündüzleri ise denizin içine gömmeye başladım. Sabırla beklemem gerektiğinin farkındayım. Şehre döndüğümde hayatın aynı ezberlerle devam etmesini istemiyorum, yeni gözlere ihtiyacım var. Doğa bana tüm imkanlarını sunmuşken faydalanmamak olmaz. 

Dün gece kulaklığımı takıp Mozart eşliğinde göğe çevirdim başımı. Ödülüm, kocaman bir meteorun atmosfere girmesine tanıklık etmek oldu. Rengarenk bir alev topu kayarak indi dağın ardından. Yerden yukarıya doğru şimşekler çaktı sanki, birkaç saniyeliğine aydınlandı dağ. Gördüğüm ışık oyununun güzelliğinden nefesim tutuldu. Öylece oturdum bir saat boyunca göğün ve yıldızların altında, yüzümde meteordan kalma bir tebessüm. Sonra sordum kendime; sahi neye üzülmüştüm en son, neydi canımı sıkan konular? Hep aynı bakış açısının getirdiği  sorunlar neydi? Hepsi önemsiz geldi, koydum o mevzuları şimdilik bir kenara. 

Günün büyük bir kısmını suyun altını seyrederek geçiriyorum. Sanki balıklar artık kaçmıyor benden. Ben mi temkinli yaklaşıyorum onlar mı anlayamıyorum ama birlikte  mutluyuz. Sürü halinde dolaşan demir çipil balıklarının arasına dalıp ahenkli danslarına eşlik ediyorum. Kah sağa kah sola gidip kendi etrafımda dönüyorum, zormuş balık gibi yüzmek, yoruluyorum. Sırada ahtapot yuvası aramak var. Çok zor olmuyor birkaç tanesini bulmak. Yuvaların ağzı öyle süslü ki, biraz dikkatli inceleyince bana bakan bir çift gözü kolaylıkla fark ediyorum. Korkuyorlar benden, haksız değiller. Geçen hafta yuvasında birkaç kez ziyaret ettiğim iki ahtapotu zıpkınla vurdular, içim çok acıdı. 

Hayatımda ilk defa deniz yıldızını yürürken gördüm. Beş kolu ve onlarca küçük ayaklarıyla dümdüz yürüdü gitti önümden, elimde olmadan gülümsedim. Kumların üzerinde yüzerek dolaştım sonra. Küçük bir dil balığını takip ettim, kocaman bir yengeci kovaladım, kırmızı deniz şakayıklarını tek tek elleyip çıktıkları boruların içine kaçırttım.

Bu arada gördüğüm deniz kestanesi kabuklarını toplamayı ihmal etmedim. Pembe, yeşil, lila renkte boy boy kestane kabuğum var ama gözüm doymuyor, her bulduğumu alıp tekneye götürüyorum.

Güneş artık batmak üzere. Tekneye dönüyorum. Üzerimde bir hafiflik var, denize giren ve çıkan aynı ben değil sanki. İyi bir şeyler oldu ama ne oldu bilmiyorum. Sadece dingin ve huzurlu hissediyorum, hepsi bu. 

Günler böyle akıp gidiyor, kah gökyüzünde yıldızlarla, kah denizde balıklarla. Yeni kavrayışların belireceği günleri dört gözle bekliyorum.

19 Ağustos,Hisarönü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir