Durup Bakıyorum Hayvanlara Uzun Uzun

İnsan ruhunun bir parçası hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz

Anatole France

Bu sene pandemiden dolayı deniz hayatına çok geç başladık. Temmuzun ilk haftası ancak açılabildik denizlere. Ne yazık ki iyi bir başlangıç yapamadık. Çok sevdiğimiz kedimiz Azman’ın kalbi on beş yıllık hayatın yorgunluğuna dayanamadı. Şimdi Gökova’da denize bakan bir ağacın altında yatıyor. Üzüntümüzün ne kadar büyük olduğunu kedi ve köpeklerle yoldaşlık yapanlar çok iyi anlar. Anatole France’ın dediği gibi ruhumuzun bir parçası onun sevgisi ile uyanmıştı. Hayatımıza kattığı tüm güzel duygular için minnettarız.

Bu elim hadise sonrasında Gökova körfezinden ayrılıp Hisarönü’ne geçtik. Sakin bir koyun sessiz bir köşesine demir attık, ruhumuzu dinlendirmeye çalışıyoruz. Çam ağaçları ile çevrili bu koyda sadece yelkenli tekneler var. Yüksek sesli müzik, jeneratör, jet ski ve gürültülü su sporlarının olmayacağı anlamına geliyor bu. Aradığımız dinginliğin bir nevi müjdecisi yani.

Burada daha ilk günden yeni arkadaşlar edindim. Üç tane yavru ahtapotu her gün yuvalarında ziyaret ediyorum. Ahtapotlar deniz biyologlarının en fazla ilgi gösterdikleri hayvanlar. Gen dizilimleri dikkate alındığında sanki bu dünyaya ait olmadıkları düşünülüyor. Söylendiğine göre çok zekiler ve güçlü hafızaları var. Beni artık tanıdıklarını umuyorum. Bugün bir tanesini denizin dibinden giderken takip ettim. Tek dileğim bu olağanüstü canlının fotoğrafını çekmekti. Sanki niyetimi anladı ve bir anda kumların üzerinde durdu, güzel bir poz verip yüzüme baktı. Mutlu bir şekilde deklanşöre basıp ayrıldım sevimli arkadaşımdan. Yarın tekrar ziyaretlerine gideceğim. Günün en güzel etkinliği benim için. Artık hayatımın kalan kısmında ahtapot yemem imkansız.

Koyda geceleri kıyıya domuzlar geliyor. Buraları iyi tanıyan ve uzunca zaman geçiren bazı tekne sahipleri karpuz kabuklarını yesinler diye gidip ormana bırakıyorlar. Bir de keklik çokmuş buralarda. Henüz görmedim ama arada sırada seslerini duyuyorum. Her gün avlanmaya gelen karabatak ve şahini de unutmamak gerek. Sabah erken saatlerde biri havada daireler çizerek diğeri de suya batıp çıkarak avlanıyorlar. Burada arılar bile hiç rahatsızlık vermiyorlar insana. Koca orman dururken ufacık saksıdaki fesleğenimizden ne istiyorlar bilmiyorum. Bize hiç ilişmeden gün boyu fesleğene ve dibindeki toprağa konup konup uçuyorlar.

Bütün günüm çam kokuları içinde, etrafımdaki hayvanları hayranlıkla seyrederek geçiyor. Bu arada çam kokusu deyip geçmemek lazım. Doğma büyüme Hisaönülü olan komşu teknenin kaptanı neden bu koyu tercih ettiğini şu ifade ile anlattı bize: “Sabah çiğ taneleri içine hapsolan çam kokuları orman içinden esinti ile buralara geldiğinde çok güzel bir duygu yaratıyor.” Bunun ne anlama geldiğini ertesi sabah gözlerimi kapayarak aldığım derin nefesle birlikte kavradım.

Geceleri bir başka güzel bu koyda. Deniz bugünlerde o kadar düz ve sakin ki ayı, başımı havaya kaldırmadan denizin üzerindeki aksinden seyredebiliyorum. Avlanan büyük balıkların telaşlı şıkırtıları arada bir gecenin sessizliğini bölüyor. Sonra birkaç gece kuşunun ahenkli sesleri çalınıyor kulağa. Arada da domuzların çıkardığı çıtırtılar var. Hayat kendi çapında devam ediyor karada, denizde ve havada. Uyumaya çalışan sadece bizleriz galiba.

Birinci haftanın bitiminde ihtiyacım olan ruh dinginliğini yakaladım nihayet. İyi ki hayvanlar var, usul usul okşuyorlar insanın yüreğini. Ayrı dünyalarımız olmasına rağmen bir arada yaşamanın ne kadar eşsiz ve keyifli olduğunu hatırlatıyorlar. Walt Whitman “Çimen Yaprakları” kitabında ne güzel söylemiş:

Tutup hayvanlarla yaşayabilirim sanırım, o kadar kendi kendilerine yeter ve sakinler ki

Durup bakıyorum onlara uzun uzun

Hallerinden endişe edip sakınmazlar,

Günahları için ağlamazlar karanlıkta gözlerini yummadan yatarak,

Tanrı’ya karşı görevlerden dem vurup hasta etmezler beni,

Hiçbiri hoşnutsuz değildir, hiçbiri çıldırmaz birşeylere sahip olma düşkünlüğünden,

Hiçbiri diz çökmez bir diğerine, ne de binlerce sene evvel yaşamış kendi türünden birilerine,
Saygın ya da mutsuz değildir bütün dünyada biri bile


Durup tekrar bakıyorum balıklara, ahtapotlara ve kuşlara uzun uzun…

27 Temmuz, İnbükü

8 Comments

  1. Pinar ertuna dedi ki:

    Cok guzel bir yazi olmus
    Duygularini o kadar guzel ifade etmissin ki bana hem hüzün hem de bi okadar huzur hissettirdi
    Yüregine saglik

    • sevokoc dedi ki:

      Pınar’cığım beni çok iyi anladığını biliyorum. Çocukluğumuzda ne çok güzel günlerimiz oldu doğa içinde hep beraber, keşke yenilerini de yapabilsek.

  2. Erkan TONGUROĞLU dedi ki:

    Sevinç hanım

    Ben büroda poliçe yaparken sizin anlatimlariniz bana şevk verdi, çok duygulandım.2 kedi 1 köpeğim var yazlıkta ölümleri çok elim bir olay, yazılarını zevkle takip ediyorum selamlar.

    • sevokoc dedi ki:

      Erkan Bey, güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Özellikle kedi ve köpeklerle yoldaşlık yapanlar birbirini çok iyi anlıyor, sizle de bir çok duygumuzun ortak olduğunu hissedebiliyorum. Keyifli günleriniz olsun can dostlarınızla. Çok sevgiler.

  3. Osman Circi dedi ki:

    Eline sağlık Sevinç. başka bir diyara götürdün beni masamın başından. 🙂

  4. SERVET AMCA dedi ki:

    Yazılarında
    AŞK YAŞIYORSUN
    AŞK YAZIYORSUN
    Deniz
    Mavi
    İşte böyle bir şey…..
    Seni çok iyi anlıyorum birtanem
    Ben de AŞIĞIM
    Denize de
    Maviye de…

    • sevokoc dedi ki:

      Amcacığım, bir deniz aşığı olarak doğru yerdesin, her yanın masmavi. Ne mutlu sana:) Bir gün ben de hayatımdaki maviyi daha da büyütürüm inşallah.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir