Can Dostlar

Allahım, ne güzel şey bu dost yüzü!
İnsanın kalbine dolan bu bakış!
Ey çorak ruhlara veren bu süsü,
Ey gönül, sana alkış, alkış, alkış!
Gel dostum, yanıma otur, dizime
Koy sıcak başını. Konuşmayalım,
Bakışalım yalnız. Ama sen yine
Cevap ver: Sevdin mi beni bakalım?

Ahmet Kutsi Tecer

Tekne hayatında seyir çok keyifli olsa da karaya çıktığınızda insanlarla kurduğunuz iletişim çok değerli oluyor. Gittiğiniz yerlerde sadece insanları tanımakla kalmıyor bir çok dost hayvanın hikayelerine de tanık oluyorsunuz. Tomy, Lokum ve Mira da hikayesi ile bizi etkileyen üç can dost.  

Tomy ile 2016 yılında Söğüt’teki Octopus restoranının önünde ilk karşılaştığımızda, önümüze çıkan bu sevimli köpeğin saygıyı hak edecek yaşta olduğunu hemen anladık. Beyazlaşmış kaşlarının ardından bilgece bakan iki göz, hafif keçeleşerek yumuşaklığını yitirmiş tüyler ve yara bere içindeki yüz zamanın izlerini taşıyordu. Sahibi 21 yaşında olduğunu söylediğinde gayri ihtiyari önümüzü ilikleme ihtiyacı duyduk. Yaptığımız sohbette kulakları duymadığı için yoldan geçen bir arabanın neredeyse altında kaldığını, artık sokağa kendi gözetimlerinde çıkardıklarını öğrendik.

Market işletmeci çiftin diğer köpeği olan Lokum o sırada az ilerde bizleri seyrediyordu. Bu sevimli köpek de restoranın maskotu gibiydi. Sevildiğini bilmenin haklı gururuyla ortalıkta  dolaşıp duruyordu.

İki ay sonra Söğüt’e tekrar uğradığımızda büyük bir hevesle Tomy ve Lokum’u sorduk. Tomy tekrar kaza riski geçirince sokağa çıkarmaktan vazgeçip bahçe içinde korumaya almışlar. Bizzat eve gidip Tomy’yi ziyaret ettik, ne de olsa yaşlı bir büyüğümüzdü. Lokum’u görmek ise çok kolaydı, restoranın önünde çocuklarla oynuyordu.

Ertesi yıl Söğüt’e gitme amaçlarımızdan biri bu sevimli hayvanları tekrar görme isteğiydi. Tekneden iner inmez restoran yanındaki markete girip dostlarımızı sorduk. Sahibi olan kadın ağlamaya başladı. Her iki köpeğin de öldüğünü büyük bir üzüntüyle öğrendik. Lokum’a bir ay kadar önce bir araç çarpmış. Tomy ise yine yakın bir zamanda eceliyle ölmüş. Söğüt bizim için rengini bir anda yitirdi. Bize orayı, yediğimiz lezzetli yemekler kadar bu hayvan dostlarımız özel kılmıştı. 

Mira’nın hikayesi ise Ören’de geçiyor. Sahil yolunun marinaya yakın olan kısmında yer alan bir marketten alışveriş yaparken fark ettik Mira’yı. Dükkanın bir köşesinde mutsuz bir şekilde sessiz sedasız yatıyordu. Evet, bir köpeğin mutsuz olduğunu anlamak mümkün. Vücut dili mi dersiniz, bakışları mı bilemiyorum ama hayatımızda hiç köpek beslemediğimiz halde bunu anlamamız mümkün oldu. Sahibinin anlattığına göre Mira bir yıl önce kardeşini araba çarpması sonucu kaybetmiş. Bunun üzerine yemeden içmeden kesilerek hayata küsmüş. Sık sık kardeşinin mezarını ziyaret edip kendince ağlıyormuş. Sahibi bu içli köpeğin gönlünü hoşnut etmek için neler yaparsa yapsın onu canlandırmayı bir türlü başaramamış. Bizim yanımızda kucağına alıp Miraaa diye bir seslenişi ve köpeğin acıklı bir bakışı vardı ki içimiz ezildi. Her geliş geçişimizde sevdik Mira’yı o yıl. 

Geçen sene Ören’e geldiğimizde bir yıl aradan sonra tekrar ziyaret ettik Mira’yı. Bu sefer onu daha kilo almış ve enerjik bulduk. Sahibi Mira’nın, kardeşinin yasını halen tuttuğunu, mezar ziyaretlerine devam ettiğini ama artık daha fazla yemek yiyerek hayata katılmaya başladığını söyledi. Bu haber bizi çok mutlu etti. Sahibinin anlattıkları ve gözümüzle şahit olduğumuz kilo almış hali içimizdeki hüznü bastırmıştı. Biz oradan ayrılırken sahibi tekrar seslendi Miraaa diye. Mira acıklı sayılabilecek bir ses ile uluyarak cevap verdi. Kaybedilen kardeşin yası belki görüntüsünde değil ama sesinde halen saklıydı. 

  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir