Güzelliğin Peşinde

Marcel Proust ,  gençlik dönemlerini bildiği kadınlarla yıllar sonra karşılaştığında, onların yaş almış hallerini  “Yakalanan  Zaman “ adlı kitabında şöyle tasvir eder:

Kadınlar, gençliğin değilse bile güzelliğin yerleştiği yüz hatlarına artık sahip olmadıklarından, kendilerine kalan çehreyle yeni bir yüz oluşturmaya çalışmışlardı. Çehrelerinin ağırlık merkezini değiştirerek, bu merkezin etrafında yüz hatlarını farklı biçimde gruplandırarak, ileri yaşta yeni bir mesleğe atılırcasına, artık bağ olarak kullanılmayan bir arazide pancar yetiştirircesine, elli yaşında farklı türde bir güzellik sergiliyorlardı. Bu yeni yüz hatlarında yeni bir gençlik filizlendiriliyordu

Hayatın farklı alanlarında derinlikli bakış açısı olan ve bunu yazdığı kitaplarda çok güçlü cümlelerle ifade eden Proust’un biz elli yaş kadınlarının güzelleşme çabalarına ilişkin yaptığı bu tasviri okuduğumda çelişkili duygulara kapıldım. İlk önce, güzelleşmek uğruna yüzünü bambaşka biçimlere sokan günümüzün bazı kadınları, örneğin Meg Ryan geldi gözümün önüne, Proust adeta bugünleri görmüş de yazmış dedim. Bu ilk düşüncemin sonrasında ise Proust’un sözlerine alındığımı hissettim. Yaşını almış kadınların güzelleşme çabalarıyla inceden inceye dalga geçiyordu sanki. Ben de kırklı yaşlarımın sonlarına doğru, zamanın yüzümde bıraktığı izlere takılmış, daha canlı bir ifadeye nasıl kavuşurum mevzusuna kafa yormuştum. Ancak bir süre sonra bu konuya takılmanın yersiz olduğuna, bu hususta göstereceğim aşırı çabanın beni içsel dünyamda kayda değer bir yere götürmeyeceğine karar verip , ruhen sağlıklı ve güzel yaş almanın yollarını aramaya başladım. Zira gözlemlerimden ve tecrübelerimden şunu gördüm ki, yüz güzelliği bir kadının kendini iyi hissetmesine yol açabiliyor ama ruh güzelliği iyi hissetmenin yanı sıra kadını baştan aşağıya iyi yapıyor.

Bu noktada ruh güzelliği ile neyi kastettiğimi açıklamaya çalışayım zira bu çok göreceli bir kavram ve tanımı kişiden kişiye değişebilir. Bence  ruh güzelliği iyilik, sevgi, şefkat, vicdan, yardımseverlik gibi değerlerden ziyade insanın zor koşullarda dahi iyiyi seçebilme becerisine dair bir şey. Ancak bu, Allah vergisi olarak doğuştan sahip olunacak bir beceri değil. Yaş aldıkça da kendiliğinden elde edilmiyor. Bana göre ruh güzelliği daha çok, aklını, kalbini ve çabanı koyarak yakalayabileceğin bir özellik. 

İyiyi ve güzeli seçebilmek ve enerjiyi yapıcı bir şekilde bu yönde kullanabilmek için  iç aleme dair farkındalığın yüksek olmasının   çok önemli olduğunu düşünüyorum çünkü iç dünyamızda neler olup bittiğinin ayırdına varmadığımızda yaşam enerjimiz azalabiliyor.

Benim bu kandillerim,
En hafif rüzgarda sönen cinsten;
Böyle olduğu için de,
Onları tekrar tekrar yakmaya çalışırken
Bildiğim başka her şeyi unuttum.
       Rabindranath Tagore

Güzelliğin filizlenebileceği bir iç alemin nasıl oluşturulacağı  kişiden kişiye değişebilir. Kimisinin affetmeye ihtiyacı vardır; hem kendini-yaptıkları ve yapamadıkları için, hem de  başkalarını- kendine  hissettirdikleri ve yaşattırdıkları için. Kimisine göre kabul etmek önceliklidir, insanları ve kendini olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmekle başlar her şey. Kimi insan ise kendini başkaları ile kıyaslamaktan vaz geçtiğinde, başkalarının ne düşündüğünü önemsemediğinde yakalar iç dinginliğini. Yargılayıcı olmayı bir kenara bırakmak, kendini desteklemeyen inançlardan kurtulmak, esnek olmak…bu listeyi genişletmek mümkün. Bence önemli olan sade ama zenginleştirici bir iç aleme kavuşmak. O sadelik içinde  ruh güzelliği illa gösterecektir kendini; bazen hayvanlarla kurulan gönül bağında, bazen doğaya duyulan şefkatte, bazen ihtiyacı olana hassasiyetle uzatılan yardım elinde, bazen de kendinden farklı olanı anlama çabasında. 

Elli yaşıma bastığım sene, yani bundan beş yıl önce hayatımın kalan kısmında nasıl yaşamak istediğime dair bir manifesto hazırlamıştım kendime. Hayatıma daha fazla mizah, yaratıcılık ve esneklik katarak, doğada daha fazla zaman geçirerek, yargılarımı bir kenara bırakıp, olanı ve olmayanı kabullenerek daha dingin ama enerjik, daha huzurlu ama uyanık bir yaşam sürdürmeyi amaçlamıştım. Bu yolda çabalarım halen devam ediyor. Ruhu güzelleştirmek sanırım yüzü güzelleştirmekten daha zorlu ve uzun bir yolculuk.

Yaşamımızın yarım asırlık bir kısmını devirdikten sonra neyin peşinden koşmaya devam edeceğimiz  çok önemli bir husus bence. Bu, kalan zamanın kısıtlı olmasından kaynaklanan bir mevzudan ziyade, önceki yaşadıklarımızdan neler süzdüğümüze dair bir konu. Yaşamın bir çok alanında tecrübe sahibi olduktan sonra neleri süzüp çıkardığımız, bu çıkarımlarımızı nasıl yapıcı bir hale  dönüştüreceğimiz, bunlarla nasıl daha iyi bir yol alacağımız, ne gibi güzellikler yaşayacağımız ve yaşatacağımız üzerinde düşünülmeye değer bir mevzu. Zamanın herhalükarda elinden alacağı bir şeye dertlenmektense, zamanın sana sunduklarını kazanç haline getirmek daha faydalı bir tutum olabilir.

Elli yılın ardından, Proust’un sözünü ettiği “artık bağ olarak kullanılmayan” o arazide neyin yetiştirildiği gerçekten önemli mi?  Belki de asıl önemli olan vakti zamanında toplanmış üzümlerin  şarabını yudumlayabilmekte

2 Comments

  1. Fatma kayhan sertel dedi ki:

    Sevinç’ciğim,yüreğime dokundun.Kendi adıma temennim;biraz daha gayret koyarak iç huzuru yakalayabilmem.Biraz daha zaman….
    Zaman zaman dönüp tekrar okunacak bir yazı..

    • sevokoc dedi ki:

      Fatoş’cuğum, hepimizin iç huzura ihtiyacı var galiba. Bizim nesil her konuda gayretli, bunda da amaçladığımız noktaya ulaşacağız mutlaka. Ayrıca, bir araya geldiğimizde çok derin ve güzel paylaşımlarımız oluyor, her seferinde biraz daha genişlediğini hissediyorum iç dünyamızın, evren bizim lehimize çalışıyor bence:))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir