Kedi, Köpek, Kadın ve Ben

Çoğu zaman uçucu halde var olan duygularımız, onları ayrıştırabilecek bir olgu tarafından karşılaştırılmadıkları sürece kendilerini belli etmezler.

Marcel Proust (Albertine Kayıp-Kayıp Zamanın İzinde)

Parkta yürürken rastladım onlara; bir köpek ve bir kadın, yürüyüş yolunun kenarında yan yana oturuyorlardı. Köpek arka ayaklarının üzerinde, kadınsa elinde tasma, bağdaş kurarak dimdik oturuyordu. Etraflarında oluşan kalabalığın odağında oldukları besbelliydi. Aklıma sosyal medyada izlediğim videolar geldi. Yoldaşlık ettikleri hayvanlarla gösteri yapan ya da bir şeyleri protesto eden insanların görüntüsünü çağrıştırıyorlardı. Ama mahalle arasındaki bu park böyle şeyler için pek de uygun değildi. İçimde kabaran merak duygusu ile  kadın ve köpeğe doğru birkaç adım daha attım. Derken  karşılaştığım sahne daha da ilginç bir hal aldı. Tekir cinsi bir kedi, yüzü köpek ve kadına doğru dönük, yerde, yarı oturur bir vaziyette uzanmıştı. İlk başta onu da diğer insanlar gibi seyirci zannettim. Ama biraz daha dikkatli bakınca yüzündeki kayıtsız ifadenin sıra dışı olduğunu fark ettim. Sanki dünya yıkılsa umurunda olmayacaktı. Ağlamaktan gözleri şişmiş kadına ve suratında kan lekeleri olan köpeğe boş gözlerle bakıyordu. Evet, hem yerde hem de köpeğin yüzünde kan izleri vardı.

Gördüğüm sahnenin fotoğrafını çekmek için şiddetli bir istek duydum. Bir film karesi gibiydi her şey. Bir o kadar kurgu ve bir o kadar sahici.  Ama sezgilerim beni durdurdu. Ortada olağanüstü bir durum vardı ve salt ilginç diye fotoğraf çekmek çok yakışıksız kaçacaktı. En azından benim için durum böyleydi, öncelikle olayın ne olduğunu anlamam gerekiyordu. Gözleri yaşlı iki liseli kıza ne olup bittiğini sordum. Şahit oldukları hadiseyi ağlayarak anlattılar.

Köpek, kediye saldırmış. Parçalanmak üzere olan hayvancağızı zor almışlar ağzından. O şok ile yığılıp kalmış kedicik benim görmekte olduğum pozisyonda. 

Olayı öğrenmemle birlikte içimde önce derin bir acı hissettim. Sonraki duygumlarım ise sırasıyla öfke ve isyan oldu. Bu hadisenin iki hayvan arasında meydana geldiğini düşünmeksizin insanların birbirine yaptığı zulüm geldi aklıma. Ortadoğu, Suriye, ülkemizdeki çatışmalar, kargaşalar, haksızlıklar. Beynim hızlıca nasıl böyle  bir bağlantı yaptı anlayamadım. O görüntülere daha fazla tahammül etmek istemedim ve yavaşça kalabalıktan uzaklaşmaya çalıştım. O sırada kedinin yanında durup etraftaki insanların sorularına yanıt vermeye çalışan görevlinin söyledikleri kulağıma geldi, “az sonra veteriner gelip gerekli müdahaleyi yapacak, kurtaracağız biz bu kediyi”. Bu sözlerin ardından tekrar kediye baktım, sanki söylenenleri anlamıştı da vakurla  bekliyordu kurtarıcısını. Adam köpek sahibine seslenip “siz de köpeğinizi alıp biraz uzağa gidin” dedi. Bunun üzerine kadın yerden kalkıp köpeğin tasmasını çekiştirerek uzaklaşmaya çalıştı. Köpek bir anda öne doğru hamle yaparak havlamaya başladı. Ama sesinde ve vücut dilinde saldırganlıktan ziyade köpekliği elden bırakmamak adına havlamış olmanın getirdiği tereddüt ve çekingenlik vardı. O sırada hayvanın gözlerini fark ettim- kedinin  pıhtılaşmış kanından dolayı küçülmüş gözlerini, içim burkuldu. Köpek için de derin bir üzüntü duydum. Sanki bütün bu olanlardan pişmandı. 

İçim hüzünle dolu, eve varıncaya kadar gördüklerim  üzerine düşündüm durdum.  Göztepe’de yaşamanın en güzel yanı komşularınızın çoğunun hayvan sever olduğunu bilmektir. Ellerinde kuru mama torbalarıya hergün bir sürü insan sokakta ve parkta yaşayan hayvanlara yiyecek dağıtırlar. Dükkan  sahipleri kovalamaya çalışmazlar kapılarına gelen kedi ve köpekleri. Soğuk bir kış günü Şok marketteki personel kızların yeni doğmuş kedi yavrularını üşümesinler diye tek tek boş market kutularına yerleştirdiklerine şahit olmuştum örneğin.  Daha bir yakından tanımak istemiştim o kızları o gün öyle görünce. Velhasıl hayvan dostu bir mahalledir bizimki. Ama işte, hayat bu, her ne olursa olsun çıkıyor önünüze istenmedik hadiseler. 

Bu olayla ilgili beni en çok şaşırtan şey içimde ne çok kızgınlık biriktirmiş olduğumdu. Adaletsizliğe, zalimliğe ve kaba kuvvete ilişkin bir sürü olumsuz duygu kaplamış ruhumu. İnsanoğlu var olduğundan beri savaşların, zulmün, şiddetin ve haksızlığın yer almadığı hiçbir dönem olmamıştır herhalde. Ancak yine hiçbir dönemde dünyanın farklı yerlerinde olan bitene bu kadar şahit olmamışızdır. İnternet ve sosyal medya aracılığıyla bir çok olumsuz ve üzücü olaylardan haberdar oluyoruz.  Bulunduğumuz coğrafyadan kaynaklanan sorunlar ve ülke gerçekleri de üzerine eklenince bilinç altım dolup taşmış. Elimden bir şeyin gelmeyeceği bir sürü hadiseye dertlenip dururken, benim kontrolümde olan olaylarla ilgili farkındalığımın azalabileceği ihtimali o gün ilk kez  geldi aklıma. İnternet ve sosyal medya kullanımına dair alışkanlıklarımı yeniden gözden geçirmeye karar verdim. 


Daha sonraki hafta  güzel bir tesadüf eseri Kutadgu Bilig geçti elime. Neredeyse bin yıl önce yazılmış bu eserde Yusuf Has Hacip  şöyle seslenmiş yaşadığı yüzyıldaki insanlara:

“Ey bilgin, alim kişi, dünyanın bugünkü durumunu bir gör istersen. Bilgili; ucuzlamış, değeri azalmış, bir tarafa çekilmiş, yalnız bırakılmış. Akıllı; dilsiz olmuş, ağzını açmıyor. Helalin ancak adı kalmış, haram kapışılıyor, ona doyan yok. Güvenebileceğin kimse kalmamış. Vefa, yerini cefaya bırakmış. Doğru yolda yürüyen kişi nerede?”


İyiliğin, adaletin ve barışın egemen olduğu umut dolu bir yıl diliyorum herkese.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir