”Ateş Başı” Sohbetleri

Polly Wiessner 1970’lerde Botswana ve Nambia’da tıpkı atalarımız gibi yiyecek toplayıcığılıyla hayatlarını sürdüren Ju/’hoansi yerlileri ile yaşamış bir antropolog. Wiessner bu halkın kendi aralarındaki konuşmaları kayda alıp incelemiş. Sözkonusu araştırmaya ilişkin bilimsel yazısı  ‘’Proceedings of the National Academy of Sciences’’ta yayınlanmış.(*)

Weissner yerlilerin gündüz yaptıkları sohbetler ile geceleri ateş başında yaptıkları sohbetleri karşılaştırmış. Gündüz konuşmalarının günümüzün modern ofislerinde yapılan konuşmalardan pek bir farkı yokmuş. The Ju/’hoansi halkı yapmaları gereken işlerden bahsediyor, dedikodu ve kaba saba şakalar yapıyorlarmış. Konuşmaların yüzde otuz dördü eleştiri, şikayet ve çatışma üzerineymiş (bizlere de tanıdık gelen söylenme ve homurdanmalar, nefret edilene yönelik düşmanlıklar). Buna iş hayatına ilişkin ebedi söylemler de diyebiliriz.

Ancak, güneş battığında genç yaşlı tüm kadın ve erkekler ateşin başında toplandığında konuşma bambaşka bir içeriğe dönüşüyormuş. Zamanın yüzde seksen birinde insanlar bildikleri kişilerle ya da geçmiş nesillerle  veya uzak köylerdeki akrabalarıyla ve de  spiritüel dünyada olup bitenlerle ilgili hikayeler anlatıyorlarmış. Gün içinde pek de üretken olmayan kimi yaşlı kadın ve erkekler geceleri usta bir hikayeciye dönüşüyormuş. Dinleyiciler uyku bastırıncaya kadar hep birlikte gülüyor, ağlıyor, şarkı söylüyor ve dans ediyorlarmış. Gece 2 civarında bazıları tekrar uyanarak ateşin közünü karıştırıp biraz daha sohbete devam ediyorlarmış.

Wiessner, bu gece sohbetlerinin en önemli insani özelliklerimizi yansıttığını söylüyor: Hayal gücü, kültür, ruhanilik/spiritüellik ve ‘’zihin teorisi’’. Wiessner’e göre Ju/’hoansi  halkı ateşin başında uzak zamanlarda ve diyarlarda yaşayan insanlardan ve olasılıklardan söz ediyor, bilgeliklerini ve tarih bilgilerini bir sonraki nesle aktarıyor ve aynı zamanda diğer zihinlerin nasıl işlediğini keşfetmeye çalışıyorlardı.

Bu çalışma bana günümüz dünyasındaki ‘’ateş başı’’ sohbetlerini sorgulattı. Hayal gücümüzü, kültürümüzü ve ruhani bakış açımızı birbirimize ve özellikle çocuklarımıza hangi ortamları yaratarak aktarıyoruz? İş yerinde yaptığımız şikayet, eleştiri ve söylenme dolu sohbetlerimizi evlerimize geldiğimizde ya da girdiğimiz diğer sosyal ortamlarda sona erdirip daha derin konuşmalara fırsat yaratıyor muyuz? Ya zihin teorisi? ‘’İnanç, niyet, istek, bilgi gibi zihinsel  durumları kendisiyle ve başkalarıyla ilintilendirme ve başkalarının farklı inanç, istek ve niyetlere sahip olabileceğini anlama becerisi’’ olarak tanımlanan zihin teorisini  çocuklarımıza nasıl aktarıyoruz?

Apocalypto filminde bilgeliğin paylaşımına ilişkin çok güzel bir sahne var.

İş yerlerinde olan biteni boş verelim, kendi ateşimizin başında konuşulanlara bakalım.

 

(*) Poly Weissner’ın sözkonusu araştırmasına ilişkin bilgiler Alison Gopnik’in ‘’The Gardener and the Carpenter’’ adlı kitabından alınmıştır.

1 Comment

  1. ŞeŞo dedi ki:

    Çok güzel ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir