Prenses Değil Paylaşarak Çoğalan Kadın Olmak

 

Siz hiç çocukluğunuzda  oyun oynarken aranızdan birinin “ben prenses olacağım” talebiyle ortaya çıktığını ve bunun da gurubun geri kalan bireyleri tarafından normal   karşılanarak kabul edildiğini gördünüz mü? Sorum tabii ki kadınlara ve özellikle kırk yaş üzeri olanlara.

Amerika’daki Georgetown Üniversitesi’nde dil bilimi profesörü olan Deborah Tannen kızların ve erkeklerin kendi aralarındaki oyun alışkanlığını şu şekilde tanımlıyor:

“Kızlar genelde tek bir “en iyi arkadaş” ile ya da küçük gruplar halinde oynamayı tercih ederler ve zamanın büyük bir kısmını konuşarak geçirirler.  Dili, ne kadar yakın olduklarını anlayabilmek üzere kullanırlar, mesela “en iyi arkadaş” olabilmek adına  birbirlerine sırlarını söylerler. Kızlar birinin diğerinden daha üstün olduğuna dair vurgular yapmamayı öğrenirler ve  hepsi eşitmiş gibi davranmaya özen gösterirler. Kızların çoğu küçüklükten itibaren kendinden çok emin olmanın akranları tarafından rağbet görmeyeceğini öğrenirler (her ne kadar alçak gönüllüğünün ne anlama geldiğini kelime manası olarak bilmeseler de) Kızlardan biri kendi üstünlüğünü vurguladığında diğerleri onu dışlayarak “kendini bir şey zannediyor” diye tenkit eder. Ayrıca diğerlerine ne yapması gerektiğini söyleyen kızları patronluk taslamakla suçlarlar. Böylece kızlar kendi ihtiyaçlarını diğerlerinin ihtiyaçları ile dengeleyecek şekilde konuşmayı öğrenirler.

Erkeklerin ise oyunları bambaşkadır. Çok daha büyük guruplar halinde oynanmakla birlikte herkese eşit davranılmaz. Gurupta yüksek statüye sahip erkekler bu durumu pekiştirici davranışta bulunurlar ve genelde bir veya birkaç erkek, gruba liderlik yapar. Birbirlerini patronluk taslamakla suçlamazlar çünkü liderin diğerlerine ne yapacağını söylemesi beklenir. Erkekler dili, grup içindeki kendi statülerini  pekiştirmek üzere kullanmayı öğrenirler, yetenek ve bilgilerini ortaya koyar, diğerlerine meydan okur, meydan okuyanlara da karşı koyarlar. Etrafa talimatlar vermek yüksek statüdeki rolleri kapmak ve korumak için gerekli bir yöntemdir. Ön plana çıkmanın diğer bir yöntemi ise hikayeler anlatmak ya da espiri yapmaktır.”

Yukarıda alıntı yaptığım yazı Harvard Business Review dergisinde “Konuşmanın gücü: Kimin Sesi Duyuluyor ve Neden” başlığı altında 1995 yılında yayınlandı.

The Power of Talk: Who Gets Heard and Why

Deborah Tannen’in kız ve erkeklerin oyun şekli ve iletişim biçimi  ile ilgili yapmış olduğu bu tespit, yazıyı okuduğum o tarihte beni çok etkilemiş ve kafamdaki bazı sorulara yanıt bulmama yardımcı olmuştu. D.Tannen, çocukluk oyunlarıyla başlayan bu sosyalleşmenin,  yetişkinlik sürecinde aynı normları paylaşan insanlardan olumlu karşılıklar aldıkça pekiştiğini, küçükken öğrenilen bu iletişim biçiminin, kişilerin  iş hayatındaki yeterlilik ve özgüven konularına ilişkin anlayışını etkilediğini söylüyordu. Bu bağlamda toplantılarda biz kadınların seslerinin  neden duyulmadığı,  neden “ben” yerine  daha çok “biz” vurgusu yaptığımız, niçin ön plana çıkamadığımız ya da çıkmak istemediğimiz, niçin olduğumuzdan daha az özgüvenli göründüğümüz bir dil bilimi uzmanının gözüyle kapsamlı bir şekilde ele alınmıştı.

Yıllar sonra bu yazıyı bana hatırlatan, 90. Akademi Ödülleri’nde en iyi kadın oyuncu seçilen Frances McDormand’ın Oscar törenindeki tavrı ve yaptığı konuşma oldu.

 

 

McDormand, herhangi bir kategoride adaylığı bulunan tüm kadınları ayağa kaldırarak öncelikle hepsinin alkışlanmasına vesile oldu.

 

 

“Hepimizin anlatacak hikayeleri var” deyip  Hollywood’un daha fazla kadın hikayesi anlatması gerekliliğine ilişkin vurguda bulundu. Son olarak da  “inclusion rider/kapsayıcı ek sözleşme” terimini kullanıp kendisi gibi oyunculuk yapan meslektaşlarını gelecekteki sözleşmelerine kapsayıcı maddeler ekleyerek ırk ve cinsiyet eşitliği sağlanması yolunda müzakere yapmalarını önerdi.

Starlığının en üst düzeyde ilan edildiği bir kutlama anında McDormand’ın gösterdiği  bu paylaşımcı ve eşitlikçi tavır bence kadınların özünü anlatan en iyi örneklerden biri.

Sevgiyi, saygıyı, dostluğu ve güveni paylaşarak çoğaltan tüm kadınların kadınlar günü kutlu olsun.

 

 

 

 

 

 

2 Comments

  1. Cigdem gencel dedi ki:

    Sevinccim bir saattir tazilarini okuyorum. Harikalar, harikasin. Muthis birikimler. Kizlarimla da paylasacagim ve onlar da okuyacaklardir. Senden ogrenecekleri cok sey var. Ornegin McDormand in Oscar toreni konusmasi ni senden duymus oldum..bilmiyordum..cok etkilendim..4 ana yazini okudum. Cok begendim! Icerik, alintilar…bilemiyorum , degindigin konular o kadar ilgimi cekti ki…yillardor birlikte calistik ama kafami(zi) gomup essek gibi calistigim(iz) icin, seninle keske gayata dair daha cok paylasimimiz olabilseydi diye de hayiflandim…yazilarin dort tane zannederkem ajandayi gordum. Cocuk gibi sevindim biliyor musun daha okuyabilecegim yazilarim varmis, bitmemis diye..Ellerine saglik canim. Ne guzel degerler biriktirmissin ve cometce paylasiyorsun..Ne mutlu sana, ne mutlu bize..cok opuyorum canim…

    • sevokoc dedi ki:

      Çiğdem’ciğim, yazılarımla ilgili yorumunların için çok teşekkür ederim. Yıllarca omuz omuza çalıştığım arkadaşımdan böyle güzel bir geri dönüş almak beni çok ama çok mutlu etti. Hepimizin birbirinden öğreneceği çok şey var. Bak biz Tuçe’den sağlıklı beslenme konusunda bir sürü yeni şey öğreniyoruz, ne hoş:) Bu arada Mart ayı içinde mutlaka bir araya gelip muhabbet edelim. Eski-yeni, konuşacak çok şey var. İş hayatı kendi eko sistemi içinde çok şey öğretiyor ancak kafayı dışarıya çıkardığında üzerine ne çok format atıldığını görüyorsun. Dünyayı ve kendini yeniden öğrenmek ve yorumlamak da ayrı bir yolculuk. Çok şükür genç yaşta kavuştuk bu olanağa. Bir araya geldiğimizde konuşalım uzun uzun. Çok öpüyorum:))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir