Deniz Tutkusu ve Sevinç

Denize bakıyorum, başımız dönüyor her şeyden, imkandan

Ve kullanılmamış sınırsızlıktan

Turgut Uyar

Yüzmeyi ilk Adana’da , doğup büyüdüğüm Devlet Su İşleri lojmanlarının kıyısında, seyhan baraj gölünde öğrendim.  İlk çocukluk yıllarımda babam her hafta sonu ikiz kardeşlerim ve beni göle yüzmeye götürürdü. Göl sularının temiz, insan sayısının az olduğu, devlete ait lojmanlarda modern hayatların sürdürüldüğü dönemler, 60’lı yılların sonlarıydı. Daha sonra her yaz  DSİ’nin Karataş’taki kampına gider olduk. Deniz çoğunlukla dalgalı ve kimi zaman da denizanalarıyla dolu olsa da sudan çıkmayı aklımıza getirmeden saatlerce yüzüp oynardık. Kamp kuralı gereği öğlen 12 ile 15 arası deniz girmek yasaktı. Gündüzleri kuru kalabildiğimiz tek saat aralığı buydu galiba. Kalabalık arkadaş grubumuzla beraber suda top kapmaca, kaydırmaca gibi oyunlar oynamak, kumdan kaleler  yapmak, midye kabukları toplamak,  nefes tutma yarışı yapmak, dibe dalıp  balıkları seyretmek günlük eğlencelerimizdendi. Keşif, macera, yaratıcılık, cesaret, merak, eğlence ve dostluk… Bir çocuk ya da bir genç için önemli olabilecek tüm değerleri deniz sayesinde hayatımıza yansıtabiliyorduk. Erkeklerin slip mayo ile dolaştığı, genç kızların güneş kremi yerine Cola ile bronzlaşmaya çalıştığı, büyüklerin her hafta sonu gelen kamp orkestrası eşliğinde danslar ettiği o  70li yıllarda deniz hayatı çok güzeldi.

Uzun yıllar, neredeyse 18 yaşıma kadar Karataş’ın o zorlu denizinin dışında hiç bir denizde yüzmedim. Sonradan imkan bulup da yüzdüğüm ya da zaman geçirdiğim denizlerle kıyasladığımda Karataş o kadar sıradan geliyor ki, onca yıl nasıl da tutkuyla sevmiş olduğuma şaşırıyorum. Ama daha önce de söylediğim gibi asıl mevzu denizin kendisinden ziyade vesile olduğu şeylerdi. O kadar zenginleştirirdi ki hayatımızı, kamptan her dönüşümüzde kendimi büyümüş hissederdim. Geriye dönüp baktığımda gerçekten beni ruhen büyüttüğünü görebiliyorum. 

Üniversite yıllarımda denize olan tutkum daha da arttı. Her yıl ilk kavuşma ve veda günlerinde kendimce minik bir tören düzenlemeye başladım. Sadece benim anlayabileceğim ritüellerle kucaklaşır ya da vedalaşır oldum denizle. O dönemlerde denize dair değerleri çocukluğumdaki gibi yaşantılamamakla birlikte ruhuma hitap eden “ büyütme” özelliği beni hep besledi. Yıllar boyunca tuzlu su, yosun kokusu ve güneş yaşam sevincinin bir diğer adı oldu benim için. 

Son senelerde denizle ilişkim daha farklı bir hal aldı. Yaklaşık beş yıldır yaz aylarını  teknede geçiriyoruz. Her yaz başında denize açıldığımız o ilk günlerde bir dostla kucaklaşır gibi hissediyorum kendimi. Ama bu seferki kucaklaşma gençlik yıllarımdakinden daha farklı duygular içeriyor. 

İnsanın çok sevdiği bir dostuna kavuşması ve onunla doya doya vakit geçirmesi güzel olduğu kadar çok da özeldir. Bazen o kavuşmanın getirdiği sevinç ve coşku hiç kesintiye uğramaz , neşe ve keyifle yaparsınız paylaşımlarınızı; tüm zamanınız mutluluk içinde geçer. Bazen de paylaştığınız hikayelerin hüznü ve üzüntüsü çöker üstünüze, birlikte sessizce oturursunuz. Ancak bilirsiniz ki, beraber geçireceğiniz o zaman dilimi sonrası derdiniz ve tasanız her ne ise mutlaka küçülecek ve siz yeni bakış açıları ve çözümlerle ayrılacaksınız dostunuzun yanından. İste benim de denizle kavuşmalarım böyle oluyor artık. Yaz başında hissettiğim o ilk sevinç, yerini  kısa zamanda  naif duygulara bırakıyor. Bir süre sessizce oturuyorum denizin ortasında, kafamda bir sürü mevzu, çoğu benimle başlayıp bambaşka yerlerde biten. Bir de İstanbul’dan geriye kalan üzerimdeki tortu. Betonun altında ezilen sadece kent değil, benim de ruhum sanki. 

Bir süre sonra kulak vermeye başlıyorum dostuma; balıkları ve martıları seyrederek, ağaçların yeşiline dalarak, rüzgarı tenimdeki izlerinden yakalayarak, geceleri yıldızların çokluğuna şaşırarak dinliyorum neler söylediğini. 

Sonra ben anlatıyorum, sevdiğim şairlerin şiirlerini, merak ettiğim yazarların öykü ve romanlarını okuyarak. “ Aslında her okur, okuduğu esnada kendini okur” diyor Proust. Yeniden okuyorum kendimi Proust’la, Turgut Uyar’la, Edip Cansever ile. Her yıl sessizlik içinde geçiyor ilk yaz günleri. Sonra içimdeki gerçek “sevinç” çıkıyor ortaya. Anı yaşarken buluyorum kendimi, ömrüm uzuyor.

9 Haziran 2019, Gökçeada


 [1]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir