Yaşamın İlerleyen Döneminde Dinamik Olmanın Önemi

Bir süredir sosyal medyadaki paylaşımlarda kırk veya elli yaş üstü kadınlara atfedilen yazılar ve tavsiyelerle karşılaşıyorum. Kimin yazdığı ya da derlediği belli olmayan  bu yazılar bazı  dikkate değer cümleler içeriyor olsa da çoğunlukla her yerde karşılaşılabilecek genel ifadelerden oluşuyor-başkaları için değil kendiniz için yaşayın, küçük şeylerden keyif alın, bağışlayın gibi… Ellili yaşlarını yaşayan bir kadın olarak algılarımdaki seçicilikten olsa gerek, geçtiğimiz günlerde yine bu konudaki  bir paylaşım dikkatimi çekti. Bu seferki mecra Linkedin olduğu ve de başlığında MIT(Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) ’ndeki bir uzmanın(*) sözü yer aldığı için söz konusu makaleyi ayrı bir ilgi ve merakla okudum.

Why older women will rule the world: The future is female, MIT expert says

Yazıda  özetle kadınların yaş alma sürecinde erkeklere göre hayata daha iyi hazırlandıkları, geleceğin kadınların elinde olduğu vurgulanıyor.


Kadınlar bir çok alanda (eve yönelik alışveriş, sağlık giderleri vb) karar verici oldukları için birer patron konumundalar. Hem yeni neslin hem de anne babalarının çeşitli ihtiyaçları ile ilgileniyorlar. Bu çok yönlü ihtiyaçlara yönelik olarak sürekli araştırma yapmak durumunda kalıyorlar.

Makalede, insanlık tarihinde ilk defa bu kadar yüksek eğitim seviyesine sahip olan 50 yaş üstü kadınların, hayatın çeşitli alanlarındaki farkındalıklarının yüksek olduğu, yeniliklere daha açık oldukları ve tüm bu sebeplerden dolayı bir çok sahada yeniliğin lokomotifi görevini üstlenecekleri belirtiliyor.

Gerçekten de çevreme baktığımda etrafına sürekli katkıda bulunan, çok dinamik, yeniliklere açık ve kendini bir çok konuda  geliştirmeye çalışan kadınlar görüyorum. Yukarıdaki yazıda da belirtildiği gibi bu kadınlar hem anne babalarının sağlık sorunlarına koşturuyor hem de  çocuklarının değişen ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışıyorlar. Pek çok kadın hayatın farklı alanlarında çok yoğun emek ortaya koyuyor. Ama ne yazık ki bunların sistem içinde bir değeri yok. Aileyi sağlıklı beslemek, temiz ve düzenli bir ev ortamı oluşturmak, aile büyüklerinin sağlık sorunları ve psikolojik dertleri ile ilgilenmek,  çocuklarının ruhsal gereksinimleri dahil her türlü ihtiyacını gözetmek ve bunun gereklerini yapmak  ederi olan işler arasına girmiyor. Torununa bakan, evlatlarına maddi destek sağlayan, edindiği yeni becerileri  hayatına entegre eden ve bunun ürünlerini etrafıyla paylaşan kadınlar o kadar sıradanlaştı ki bunlar sanki olması gereken şeyler gibi algılanıyor çoğu kez. Özellikle torununa bakmak başlı başına büyük bir mevzu.

Çocuk yetiştirme konusunda ‘’The Gardner and the Carpenter’’ adlı kitabın yazarı psikolog Alison Gopnik’in(**) büyük annelerin çocuk yetiştirme sürecindeki katkılarına ilişkin ilginç bir tezi var. Bu tez doğadaki bir gerçekliğe dayanıyor: Memeliler arasında menepoza girmesine rağmen yaşamaya devam eden iki canlı türünün var olduğu söyleniyor. Biri insanlar diğeri de katil balinalar. A.Gopnik kadınlara bu özelliğin bahşedilmesinin sebebinin büyük annelerin çocuk yetiştirmede verdikleri katkı olduğunu söylüyor.

Gerçekten de insanoğlunun binlerce yıllık tarihine bakıldığında  insanların yaşam biçimi günümüz çekirdek aile ortamından oldukça farklı. Özellikle çocuk yetiştirme eskilerde kollektif yürütülen bir süreçti. Sadece büyük anneler değil, teyzeler, halalar ve hatta ablalar bu süreçte yer alırlardı. Genç veya çok çocuklu anneler hep birilerinden, özellikle de deneyimli olan büyük annelerden destek görürlerdi. Böylece çocuk büyütmenin o stresli ve yorucu kısmı yardımlaşarak atlatılırdı. Günümüzde bu yardım daha çok maddi sebeplerden ve bakıcılara yitirilen güvenden kaynaklanıyor. Her halükarda büyük annelerin verdiği bu katkı çok çok değerli.

Peki hayatın ilerleyen dönemlerinde erkekler ne durumdalar? Today’de yer alan yazıda MIT’deki AgeLab’ın  yöneticisi Joseph F. Coughlin’in söylediğine göre erkeklere emeklilikte ne yapacakları sorulduğunda verdikleri yanıt yeni bir araba almak, seyahate çıkmak, golf oynamak gibi aktiviteleri kapsıyor. Eşleriyle daha fazla zaman geçirecekleri de sıklıkla söylenenler arasında. Bu konuda kadınların farklı düşündüğü belirtiliyor makalede. “Kadınlar  evde oturan erkekten rahatsızlık duyuyorlar”.  Araştırma batı ülkelerinde yapılmış olsa da bizler için de sürpriz bir bulgu değil bu. Hepimiz etrafımızda benzer durumları gözlemlemişizdir. Kadınların  şöyle bir serzenişini okumuştum bir kitapta: “İyi günde ve kötü günde bir arada olmaya söz verdik, öğle yemeğinde değil”

Kadın ya da erkek olalım fark etmez, asıl soru şu: Yaş ilerledikçe nasıl bir yaşam tarzı sürmek beden ve ruh sağlığımıza iyi gelir?

Massachusetts General Hospital’da yaşlı insanlar üzerinde yapılan bir çalışmada(***), hafıza ve dikkati kendi yaş grubunun ortalamasından çok daha iyi durumda olan kişilerin yaşam tarzı incelenmiş. Bu kişileri diğerlerinden ayıran en büyük özelliğin bir şeylerin üzerinde sıkı çalışıyor olmaları olduğu anlaşılmış. İster fiziksel olsun ister zihinsel, bir şeyleri yapmakta zorlandığımız zaman, beynin dikkat ve hafızaya yönelik kısmının diri kaldığı söyleniyor. Yani kafamızı çalıştırmak adına bulmaca çözmekten ziyade yeni bir dil veya beceri öğrenmek  beynimiz için çok daha sağlıklı. Yaş ilerledikçe konfor alanına sığınmak, gündelik hayatı huzur üzerine kurmak beyni tembelleştirerek hafıza ve dikkatte kayıpların hızlanmasına yol açıyor. Bütün bir emeklilik sürecini deniz kıyısındaki yazlığında geçirmek üzere kurgulayan insanları göz önünde bulundurduğumuzda durum çok vahim, değil mi?

Bu çerçevede 50 yaş üstündeki kadınların gösterdiği çabanın ne kadar kıymetli olduğu daha iyi anlaşılıyor. Elini ve ayağını hayattan çekmeyen, fiziksel ve ruhsal olarak zorlansa da hayatı güzel kılmaya çabalayan kadınlar günümüzde çok değerli. Bu arada MIT’li yönetici J.F.Coughlin’in 50 yaş üstü erkeklere bir önerisi var: Kadınlardan ders alıp, hayatı sadece iş üzerinden tanımlamamak, yeni ilgi alanları yaratmak ve romantizmi diri tutmak. Aslında bu önerinin kadını-erkeği yok. Hepimizin ihtiyacı olan, tek bir kimliğimizin diğer kimliklerimizi yutmasına izin vermeden hayatın farklı alanlarını dolu dolu yaşamak. Bu süreçte yeni deneyimlere, bilgi ve becerilere açık olmak da bir o kadar önemli. 1913 yılında Nobel edebiyat ödülü alan Hintli şair Rabindranath Tagore  resim yapmaya 67 yaşında başlamış. Şiirlerini çok sevdiğim Tagore’nin şu sözleriyle bitirmek isterim yazımı:

 

 “Kelebek ayları değil, fakat anları sayar ve yeter zamana sahiptir.”

 

(*) Joseph F. Coughlin, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü AgeLab yöneticisi ve kitap yazarı “The Longevity Economy: Unlocking the World’s Fastest-Growing, Most Misunderstood Market.”

(**) Alison Gopnik

(***) How to Become a ‘Superager’

2 Comments

  1. Fatma sertel dedi ki:

    Sanki bizleri özetlemişsin Sevinç’ciğim.Eğitimsiz olan da günlük rutinin de kendini yok ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir