Torosların Emekçileri-Sarıkeçili Kadınlar

Sarıkeçili ‘Gök’ ailesinden Meryem ve Saliha hayatıma giren çok değerli iki emekçi kadın

 

 

Saliha dört çocuk annesi otuzlarında bir kadın. Yine aynı yaşlarda olan Meryem’in ise çocuğu yok. ‘’Oğul evin direği, kız ocağın közüdür’’ diye bir söz duydum Sarıkeçililerden. Ancak gördüğüm kadarıyla asıl direk ailenin kadınları.

Sarıkeçili yörükler yüzyıllardır Toros dağlarında göçebe hayatı sürdüren nadide bir topluluk.  Kış aylarını Silifke ve Aydıncık civarında geçirip baharda Karaman’ın yaylalarına doğru göç ediyorlar.

Sarıkeçililerin, çoğunluğu keçilerden oluşan sürüleriyle yaptıkları bu yolculuk bir aydan fazla sürüyor. Yazı yaylalarda geçirdikten sonra kasım ayı gibi kışlaklarına geri dönüyorlar. 2011 yılında ben de bu göç yolculuğunun dört günlük kısmına katılma şansı yakaladım.

 

Altı kişilik küçük bir grup , iki çadırdan oluşan Gök ailesine eşlik ettik. Bir sonraki yılda da yaylada misafirleri olduk. Her iki seyahatte de sadece Gök ailesinden değil, yolda karşılaştığımız diğer tüm Sarıkeçili göçerlerden çok büyük dostluk ve misafirperverlik gördük.

Bu seyahatlerde biz kadınlar kendi aramızda çok güzel paylaşımlarda bulunup sohbetler ettik. Birlikte geçirdiğimiz vakit boyunca onların dertlerini dinleme ve gözlemleme imkanım oldu.

Bütün bir ömrün çadırda geçirildiği bu meşakkatli hayatta kadınlara çok fazla iş düşüyor. Göç yolunun da konaklama kısmının da ayrı ayrı zorlukları var.

 

Tüm çadır işlerinden ve çocukların ihtiyaçlarından Saliha sorumlu. Meryem daha çok hayvanlarla uğraşıyor. Sabahın erken saatlerinden itibaren keçi ve koyunlardan oluşan sürünün gündelik işleri başlıyor. Bazı günler iki kadının yüzden fazla keçiyi sağdıkları oluyor. Çömelerek yapılan bu işlem dizler açısından çok yıpratıcı. Çoğu sarıkeçili kadın genç yaşta dizlerinden sakatlanıyor. Ayrıca yaptıkları işlerden dolayı elleri ve avuç içlerinde yaralar oluşuyor. Sağlıklarına dikkat edip kendilerine bakma adına yaptıkları hiçbir şey yok. Sağılan sütlerden kadınlar taze peynir yapıyorlar. Kelle adını verdikleri bu peynirleri erkekler pazarda satıyorlar.

 

 

Meryem her gün sürünün bir kısmını dağlara otlatmaya götürüyor. Hayvanlarla arasında müthiş bir iletişim var. Türlü türlü ses ve ıslıklarla keçilere her istediğini yaptırıyor. Kadınların marifetleri bununla da bitmiyor. İçinde yaşadıkları çadırı keçilerin tüylerinden eğirdikleri yünlerle kendileri dokumuşlar. Kışın sıcak, yazın serin tutan bu çadırlar el emeği göz nuru. Biz oradayken Saliha yeni doğacak yeğeni için yaygı dokuyordu.

 

Göç döneminde Saliha ve Meryem’in işleri daha da artıyor. Yol boyunca o çadırlar hergün sökülüp tekrar kuruluyor. Yatak yorgan, kap kaçak da aynı şekilde derlenip toplanıyor ve bir sonraki durakta tekrar açılıp yerleştiriliyor. (Fotoğraflar için http://sevincgercekoglu.com/?page_id=801)

 

Abla sende develerin fotoğrafı var mı?

Bizim katıldığımız göç yolculuğunda taşıma işlerini develerle yapıyorlardı. Üç yıl kadar önce develerini satıp yerine traktör almışlar. Konaklama sırasında develerle başa çıkmanın zor olduğunu söylemişlerdi.  Akşamın geç  saatlerine kadar dağlarda deve aradıklarına bizler de şahit olduk. Üç yıl önce Meryem’i aradığımda ‘’Abla sende develerin fotoğrafı var mı?’’ diye sordu. ‘’Var tabi Meryem, niye sordun?’’ dediğimde ‘’Mecbur kaldık, develeri sattık ama çok özlüyoruz onları. Evden cenaze çıktı sanki, çok üzüldük. Gelirken fotoğraflarını yanında getir’’ dedi. Sarıkeçililer hayvanlarına çok düşkün insanlar. Sadece sermayeleri değil aynı zamanda hayat arkadaşları onlar. Yeni doğan oğlak ve kuzulardan bir kaçı mutlaka çadırda onlarla yaşıyor. Özel isimleriyle çağırdıkları bu sevimli hayvanlar eğlenceye vesile oluyorlar.

 

Çok eski bir kültürün mirasçıları olup yakında yerleşik düzene geçme ihtimali bulunan bu insanlarla geçirdiğim  süre  benim için çok kıymetli ve öğretici oldu.  Dostluk, sevgi ve paylaşımın yanı sıra  macera ve keşif dolu bu süreç yıllardır İstanbul’da sürdürdüğüm kurumsal çalışma hayatından sonra çok yeni bir nefes getirdi yaşantıma. Yeni başlangıçlara vesile oldu diyebilirim.

Meryem ve Saliha ile beş yıldır sadece telefonla haberleşiyoruz. Bu bahar, günü birlik ziyaretlerine gitmeyi planlıyorum.

 

Doğayla iç içe ve barışık bir hayat süren, dayanışma, metanet ve sevgi timsali bu iki güzel emekçi kadını şimdiden sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir