Duyguların Dili ya da Dildeki Duygular

BBC’nin hazırladığı “Color is in the eye of the beholder”   adlı belgeselde kelimelerin renkleri algılamamıza  ne kadar büyük katkıda bulunduğu çok ilginç bir şekilde anlatılıyor. Kuzey Namibya’da yaşıyan Himba kabilesinde renkler ton ayrımına göre adlandırılmış. Mavi, yeşil ve kırmızı aynı isimle adlandırılabilirken, iki ayrı tondaki yeşilin adları farklı olabiliyor.  Bu kabiledeki insanlar renk deneyinde benzer tondaki 11 yeşil renginin arasına yerleştirilen mavi rengi ayırt edemiyorlar.

Bizim bir bakışta fark edeceğimiz mavi rengini, tonundan dolayı diğerleriyle aynı renkte görüyorlar. Oysa aynı 12 yeşil rengin arasından çok az ton farkı olanını hemen ayırt edebiliyorlar ki bunu da bizlerin fark etmesi çok zor.

                    

Sözcük bilgimizin görmemizi bile etkileyebileceğini öğrenmek çok düşündürücü oldu benim için.

 

 Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır. (Ludwig Wittgenstein)

 

Kullandığımız dilin yani seçtiğimiz sözcüklerin ne kadar önemli olduğunu hepimiz çeşitli vesilelerle öğrenmişizdir. Ancak bu bilgiyi önemseme ve kullanma  biçimimiz daha çok diğer insanlarla  iletişim üzerinedir. “Ağzımızdan çıkanı kulağımızın duymasına” özen gösterirsek, yani sözcükleri seçerek, özenli bir biçimde kullanırsak karşımızdaki ile daha güçlü iletişim kuracağımızı biliriz. Peki ya bizim kendi beynimizin,  öğrendiği sözcüklerle ilişkisi nasıl? Kullandığımız sözcüklerin kendi algılarımıza etkisi ne oluyor ve bu durum duygularımızı nasıl etkiliyor? Tam da bu konuyu ele alan iki güzel kitap okudum geçtiğimiz günlerde.

“Emotional Agility”(Duygusal Kıvraklık) Harvard Tıp Okulunda çalışan  psikolog Susan David tarafından yazılmış. Susan David doktorasını Yale Üniversitesinin klinilk psikoloji bölümünde yapmış, duygular konusunda da post doktorası var.

Kitapta “duygusal kıvraklık”, olumsuz da olsa  her türlü duygunun farkına varıp kabullenmek anlamına geliyor. Aynı zamanda, şartlanmış bilişsel ve duygusal tepkilerin ötesine geçerek anı mevcut şartların farkına vararak yaşamak ve  en derinde yatan değerleriniz doğrultusunda davranarak uygun tepkiler vermek anlamını da taşıyor.

Duygulara ilişkin farkındalıkta kelimelerin çok önemli olduğunu söylüyor Susan David.

Yaşadığımız duyguyu sözcüklerle dile getirmek (ancak bunu duygular arasındaki o ince farkları dikkate alarak yapmak) duygularımıza ilişkin farkındalığımızı arttırıyor.

“Çocukken hepimiz bu konuda çok yetersizizdir.  Çok kötüyüm derken aslında üzüntü, korku, endişe ya da mutsuzluk duyuyor olabiliriz. Ancak sözcük dağarcığımız henüz gelişmediği için duygularımızı ifade etmede yetersiz kalırız. Ne yazık ki bir çok yetişkin yaşadıkları deneyimin ne anlama geldiğini anlamaktan ve onları sarıp sarmalayan duygunun ne olduğunu ifade etmekten acizdir. Duygunun ne anlama geldiğine dair  dilin sağladığı ince farkları dile getirmeden kişisel meselelerin anlaşılır hale gelmesi ve bunlarla başa çıkılması mümkün değildir. Sözcüklerin muazzam bir gücü vardır. Stres ile öfke, arasında ya da stres ile hayal kırıklığı arasında ya da stres ile endişe arasında dünyalar kadar fark vardır. Daha ince ayrıntılarla tanımlanan duyguların yer aldığı bir kelime haznesi oluşturmak çok dönüştürücü olacaktır. Böylece yaşadığımız hadisenin veya bulunduğumuz durumun bağlamında tam olarak ne hissettiğimizi daha iyi anlar ve buna göre tepkiler verme ve davranma imkanı buluruz. Hissettiğimiz duyguların işlevinin ne olduğunu anlamamız kendimizi anlamamıza yardımcı olacaktır. “

Okuduğum diğer kitap “How Emotions are Made” (Duygular Nasıl Oluşturulur) duygu konusuna bambaşka bir açıdan yaklaşıyor. Northeastern Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Lisa Feldman Barrett, yapılan son nörobilimsel araştırmalara göre oluşturduğu bir kuramı anlatıyor bu kitabında. Duyguların emojilerde gösterildiği gibi (sevinç, üzüntü, öfke vb.) evrensel olarak tanımlayamayacağını, kişiye, topluma, kültüre ve çağa göre değişeceğini söylüyor. Aslında her olay sonrası beynin, mevcut bilgi ve deneyimler arasından, o duruma karşılık gelecek bir “tahminde bulunduğunu”,  duygu diye adlandırılan durumun da böylece oluşturulduğunu iddia ediyor. Barrett’e göre eğer duygu tanımına ilişkin skalanızı geniş tutarsanız beyniniz her duruma karşılık gelecek doğru duygulanımı elde etme imkanı bulur.

“Bu bağlamda duyguların inceltilmiş hallerini fark etmek çok önemlidir” diyor Barrett.

“Örneğin müthiş diye ifade edilen bir duyguda kast edilen mutluluk mu, tatmin mi, heyecan mı, gevşeme mi, sevinç mi, umut mu, ilham mı, gurur mu, keyif mi, minnet mi? Berbat denildiğinde kast edilen öfke mi, sinir mi, panik mi, kin mi, pişmanlık mı, hüzün mü, utanç mı, tedirginlik mi, küskünlük mü, korku mu, kıskançlık mı, keder mi, melankoli mi? Barrett’e göre kendi içinde bu duyguları da olabildiğince detaylandırmak çok önemli. Gerekirse uzun uzun cümlelerle tarif edin duygularınızı”

Her iki kitabın da ortak mesajı duyguları “kelimeler” ile en ince ayrıntısına kadar tanımlamanın duygusal farkındalığı ve  duygusal zekayı arttırdığı yönünde. Gerçekten de ne hissettiğimizi anlayabildiğimiz taktirde içinde bulunduğumuz duruma uygun ve kendi değerlerimizi taşıyan tepkiler verebiliyoruz.

Bu yeni bakış açısı bana çok heyecan verdi. Derhal bir kağıt kalem alıp yaşadığım bazı duyguları kendimce detaylı bir şekilde tarif etmeye çalıştım. İşte bunlardan bir kaçı:

-Yeni bir şey öğrenirken mükemmelliyetçiliği bir kenara bırakmamaktan kaynaklanan yetersizlik duygusu
-Konfor alanımdan çıkmaktan duyduğum korkunun yarattığı kuruntular
-İçimdeki hallemediğim bir meselenin gündeme gelmesiyle ortaya çıkan kızgınlık

Üzerinde çalıştığım liste giderek zenginleşiyor. Dün bunun çok faydasını gördüğüm bir durum yaşadım. Online bir yazışmanın bende yarattığı olumsuz duygunun ne olduğunu anlayabilmek için yazışmaya ara verip düşündüm ve hissettiğim şeyin tanımını yaptım. Duygumun ne olduğunu fark etmemle birlikte  konuya yaklaşımım – verdiğim yanıt ve sonrasındaki duygularım- değişti. Alışageldiğimin dışında bir deneyim oldu benim için. Bakalım daha başka neler olacak… Şimdilik yazmaya ve deneyimlemeye devam. Son olarak pozitif bir duygumla ilgili paylaşımda bulunayım sizlerle. Baharın ılık yüzünü yeni göstermeye başladığı bugünlerde bu duyguyu hissetmek mutlu kılıyor beni:

“Havanın güzel olduğuna dair ev içinde yaptığım tahminin balkona çıktığımda doğru olduğunu anladığım anda  duyduğum sevinç”

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir