Dinleme sanatı

Konuşmak bir ihtiyaç ise, dinlemek bir sanattır. (Goethe)

Koçlukla ilgili aldığım tüm eğitimlerde dinlemenin üzerinde çok duruldu. Sadece söyleneni değil söylenmeyenleri de anlamayı içeren ‘’Fil kulağı’’ ile dinlemek  koçlukta etkin dinlemeyi anlatmak için sıklıkla kullanılan tanımdır. O güne kadar kendimi  hep  iyi bir dinleyici olarak bilirdim ancak fil kulağıyla dinlemediğimi kısa bir süre içinde anladım. Bunun üzerine bu konuya hem teorik hem de pratik olarak daha fazla eğilmeye karar verdim. O günden bu yana kendimi oldukça geliştirdim ama çabam halen devam ediyor.

İşin teorik kısmına ilişkin olarak ;

Human Relationship Skills (Richard Nelson-Jones),

Co-Active Coaching (L.Whitworth-Karen Kimsey),

Kişi Olmaya Dair (Carl Rogers)

okuduğum kitapların bazıları. Etkin dinlemeyle ilgili öğrendiklerimi sizlerle de paylaşmak isterim.

Dur dinle, hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın.(Kızılderili atasözü)

Duymak sadece karşındakini değil, kendi iç sesini duymak ile de ilintili bir eylem. İnsanları dinleme becerimiz kendi duygu ve düşüncelerimize ne kadar duyarlı olduğumuzla da ilgili. Kendi iç sesini yeteri kadar dinlemiyorsan ya da kendi iç sesin fazlasıyla bağırıyorsa başkalarının ne dediğini duyman neredeyse imkansızlaşıyor. Oysa etkin bir dinleme sadece karşımızdakini  değil kendimizi de tanımamıza  vesile oluyor. Ancak bunu yapabilmenin çok önemli bir ön koşulu var-yargısız yaklaşmak. Yargısızlık, kendini ve insanları eşsiz ve biricik bir birey olarak kabul ederek saygı göstermeyi içerir. Böylece verilen mesajın tamamını dinlemekten bizi alıkoyacak bir engel ya da filtreye ihtiyacımız kalmaz. Karşımızdakinin anlattıkları üzerinden kendimizi ya da o kişiyi değerlendirmeye kalkışmaz, mukayeseler yapmaz, akıl yürütmelerle nihai sonuçlar çıkarmaya kalkışmayız. Bu hem dinleyen kişiye hem de dinlenene kendi duygu ve düşüncelerini keşfetme ve deneyimleme imkanı tanır.

20. yüzyılın en çok etkilenilen psikologlarından biri olan, psikolojide hümanist yaklaşımın kurucularından Carl Rogers etkin dinlemeyle ilgili şunları söylüyor:

 “Birini ve o an onun için önemli olan anlamları gerçekten duyduğumda, yalnızca sözcüklerini değil, onu duyduğumda ve onun özel anlamlarını duyduğumu bilmesini sağladığımda , pek çok şey olur. Herşeyden önce minnettar bir bakış olur. Gevşediğini hisseder. Dünyası hakkında bana daha çok şey anlatmak ister. İçinde yeni bir özgürlük duygusu kabarır. Değişim sürecine daha açık hale gelir.”

Dinlediğimiz kişiye böyle bir hediye vermek ne hoş olur değil mi?

‘’Yeni bir özgürlük duygusu ve değişim sürecine açık hale gelmek’’

Peki kendimiz neler kazanırız? Verilen mesajın tamamını dinlemekten bizi alıkoyacak filtreye ihtiyacımız olmadığında nasıl bir insan oluruz? Duyduğumuz hikayenin bizdeki karşılığını düşünmeden, karşılaştırmadan, onun ve kendimizin biricikliğini bilerek ve saygı göstererek dinlersek ve soracağımız soruları buna göre yöneltirsek neler olur?

Çin piktogramında dinlemek fiili beş parçadan oluşuyor. Anlamı ‘’Sana kulaklarımı, gözlerimi, dikkatimi ve kalbimi veriyorum’’

  

 

Kulak(Dinle)

Kral (Dinlediğin kişiye bir kralmışçasına saygı göster/dikkat et)

On-Göz (on gözün varmışçasına bak/gözlemle)

Bir/tek (bireysel olarak odaklan)

Kalp (kalbinle dinle)

 

Karşımızdakini yargılamadan, sadece söylenenleri değil söylenmeyenleri de görerek/duyarak, biricikliğine saygı göstererek ve tüm kalbimizle dinlemek ne kadar zenginleştirir hayatımızı.

Son söz Mevlana’nın olsun.

“Söz söylemek için önce duymak, dinlemek gerek, sen de söze dinlemek yolundan gir.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir