Can Dostum, Bana Bugünkü Mesajın Ne?

2009 yılının mayıs ayında sadece kadınlardan oluşan sekiz kişilik bir grup Likya yolunun Faralya (Kelebekler Vadisi)- Kalkan etabını yürüdük. Çok az kısmını arabayla kat ettiğimiz ve yaklaşık 40 km yol yürüdüğümüz bu yolculuk 6 gün sürdü. Bu seyahati organize eden kişi aramızda en uzaktan gelendi. Hale Sofia Schatz  (http://heartofnourishment.com/about-hale/)  ABD’den sırf bu etkinlik için gelip,  terapi tadındaki sohbetleri ile bizlere eşlik ederek seyahatimizin eşsiz geçmesine katkıda bulundu. Hem bir psikolog hem de beslenme uzmanı olan Hale, akşam yemeği sonrasında, yol boyunca topladığımız otlardan yaptığımız çayları yudumlarken şöyle bir soru soruyordu bizlere: Bugün hangi hayvanı gördünüz ve size mesajı neydi?

Çok basit gibi görünen bu soruya zihinsel yanıtlar vermek çok kolaydı. Ama insanın içine bakıp yüreğinin seslenişini o hayvanda görmesi çok özel bir durumdu. Yaptığımız seyahatin atmosferin buna çok uygun olması bizlerin iç sesimizden gelen yanıtları duyabilmemizi kolaylaştırdı. Baharın bin bir türlü marifetinin topraktan ve ağaçlardan fışkırdığı, güneşin sadece vücudumuzu değil ruhlarımızı da sarıp sarmaladığı çok özel bir zaman diliminde ve çok güzel yerlerdeydik. Kah sessiz kalıp kendi iç dünyamıza dönerek kah sohbetlere dalıp birbirimizin dünyasını anlamaya çalışarak gün boyu yürüyorduk. Benim için seyahati özel kılan çok önemli iki husus daha vardı. Birincisi uzun bir çalışma döneminden çıkmış bir kişi olarak yoğun iş hayatının  üzerimde bıraktığı bakış açısını ve alışkanlıkları sorgulama ve yeni perspektifler kazanma yolunda ilk adımımı atmış olmamdı. İkincisi ise bu yolculukta yanımda  35 yıllık dostumun olmasıydı. İki arkadaş, ilk gençlik yıllarının yoğun paylaşımlarını yeniden deneyimleme fırsatı yaratmak istemiştik kendimize.

Hale’nin ‘’bugün hangi hayvanı gördünüz ve size mesajı neydi?’’ sorusuna gelince, verdiğimiz cevaplar neredeyse her gün farklı oluyordu. Kimi gün rengarenk tırtıl ‘’dönüşüp kelebek olmaya hazır mısın ?’’ diye soruyordu, kimi gün tarlaların üzerinde uçan saksağan ‘‘çok boş dolaşıyorsun’’ diye bağırıyordu. Patara’da gördüğüm bir yengecin bana ‘’benim gibi gereksiz yere ürkek ve kararsız davranıyorsun’’ diye seslendiğini çok iyi hatırlıyorum. Aynı hayvanın her birimizde farklı etkiler bıraktığını görmek de çok eğlenceli ve düşündürücü oluyordu. Kaplumbağanın birimize mesajı ‘’çok yavaşsın, biraz hızlan’’ iken, diğer birimize ‘’çok hızlısın, biraz yavaşla’’ şeklinde olabiliyordu. Çiçeklerin arasında bulduğumuz kirpi oklarını ben hatıra olsun diye alıp çantama koyarken, diğer bir arkadaşım ‘’her şeyi kabullenme, yeri geldiğinde oklarını çıkar’’ diye mesaj verdiğini söyleyebiliyordu.

Likya yolu yürüyüşü, yediklerimiz, içtiklerimiz, gördüklerimiz, duyduklarımız, söylediklerimiz ve dinlediklerimiz ile çok özel bir yolculuk oldu hepimiz için.


Gördüğümüz ve yaşadığımız güzelliklerin dışında o seyahatten aklımda kalan en çarpıcı şey, karşılaştığımız hayvanların bize nasıl bir mesaj verdiği üzerine yaptığımız sohbetler oldu. Bu soruyu bir süredir yeniden sormaya başladım kendime.

 

Uzun yıllardır iki kedi ile birlikte yaşıyoruz. Her ikisinin huyu ayrı ayrı çok özgün ve renkli. Uzun senelerin yoldaşlığından kaynaklanan karşılıklı alışkanlıklarımız, hoşgörülerimiz, anlayışlarımız var. Çoğunlukla herkes birbirinin halinden anlıyor. Ancak, her şeye rağmen zaman zaman onlardan biriyle kavga ederken buluyorum kendimi. Özellikle Ankara kedisi olan Nohut talepleri ile beni çılgına çevirebiliyor. Evin her noktasında takip ediliyor olmak, özellikle mutfakta köşelere sıkıştırılarak ‘’ıslak mama’’ sorgusuna çekilmek beni bazen çok kızdırıyor. Öfkeye yakın duygulara kapıldığımda hemen durup soruyorum kendime: Nohut sana nasıl bir mesaj veriyor? Zihnimle düşündüğüm zaman ‘’her zamanki gibi çok talepkar, yemek istiyor’’ diyorum. Ama durup bir içime baktığımda verdiği özel mesajın bambaşka olduğunu hissediyorum. Turnusol kağıdı gibi içimi dışa vuruyor. Gerginliğime, kızgınlığıma, öfkeme ve hüznüme ayna tutuyor. Bunu fark ettiğim zaman tuhaf bir rahatlama duygusu hissediyor ve içimden teşekkür ediyorum ona.

 

İnsanın iç sesini dinlemesinin muhakkakki bir çok yolu var. Likya yolu yürüyüşünde bunu değişik açılardan çok güzel bir şekilde deneyimledim. Ancak yıllar içindeki tecrübelerimden anladım ki kendini ve hayatı farklı boyutlarıyla anlama çabasına kararlı bir şekilde girdiğinizde ve bu yolda samimi adımlar attığınızda önünüze çok çeşitli imkanlar açılıyor.  Bunun için çok uzaklara gitmenize gerek de yok. Örneğin birlikte yaşadığımız can dostumuz hayvanlar bu konuda çok ehiller. Hem bizleri çok yönlü tanıdıkları hem de sezgileri çok güçlü  olduğu için bizlere ayna tutmaya hazırlar. Zaman zaman onlara sormakta fayda var: Bana bugünkü mesajın ne?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir